9 Kasım 2012 Cuma

Toprak'la 2500 km.

İstanbul - Konya - Alanya - Belek - Ankara. 20 Ekim - 29 Ekim. Uzun soluklu bir tatil...

20 Ekim 2012 cumartesi günü sabaha karşı 5'te başladığımız yolculuğumuzda, iki uzun, iki kısa molalarla birlikte saat 13 sularında ilk durağımız olarak planladığımız Konya'ya vardık. Daha şehrin girişinde bizleri Mevlana'nın sözleri karşılıyordu: sevgide güneş gibi ol, dostluk ve kardeşlikte akarsu gibi ol, hataları örtmede gece gibi ol, tevazuda toprak gibi ol... Biz şehir merkezine gitmediğimiz için mekanın o büyüsel halini bu kez hissedemedik. Ancak amcamın çiğ köftesinin, halamın içli köftelerinin, yengemin sarmalarının, babamla annemin yetiştirdiği narların ve Konya'nın o meşhur etli ekmeğinin kokusunu, tadını, lezzetini epeyce bir hissettik :) Yemekleri koyamasam da o günün aktörlerini aşağıya ekliyorum.


İkinci durağımız: Mahmutlar, Alanya. 21 Ekim pazar günü öğlen 12'de çıktık yola. Uzun süren toroslar parkuru boyunca kayalık zemin üzerinde inadına ayakta kalan ve çam familyasının pek çok türünü barındıran ağaç toplulukları gördük. kimisi bodurdu, kimisi yüce, kimisi bizim sitede olup da süs ağacı sandığım çamlardandı, kimisi ise yılbaş ağacı gibiydi. Hayran hayran seyrederek geçtik torosları. SErhat için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Hınca hınç dolmuş 92 beygirlik Honda Jazz'i virajlı tırmanma şeridinde bağırta bağırta yol aldırmaya çalışıyordu. Bir buçuk saatlik dağ gezisinin ardından nihayet deniz kıyısına inmeyi başardık. Deniz kıyısı da tam tersine dümdüz bir yol: ne kıvrılıyor, ne de inip çıkıyor. Yine molalar vererek ve Alanya'yı da bir baştan diğer başa ışıklara takılarak geçerek, saat 16:45'te ancak Mahmutlar'a gelebildik. Kısa bir hoş beşin ardından, tekrar arabalara binip, Mersin yolu üzerindeki bir balıkçıya yollandık. Bizleri enfes bir mercan ve Lagos ziyafeti bekliyordu. Üzerine de o nefis, çekirdeksiz denebilecek beyaz nar.. Nefis bir gökyüzü ve deniz manzarası, hava karardıkça uzaklarda çakan şimşeklerin ışık gösterisi, üşütmeyen ılık bir esinti ve kayalara vuran dalga sesleri.. Toprak yemek hazır olana kadar gazelleri topluyor ve onları falezden aşağıya, rüzgarın ellerine bırakıyordu..

 

Pazar günün yolda ve yemekte geçirdikten sonra, pazartesi günü genelde evde olmayı tercih ettik ama denize girmeyi de ihmal etmeden. Zaten ev deniz kıyısında olduğu için, salı günü haricinde her gün itina ile denize girdik. Soğuk, yağmur demeden, havanın değişkenliğine aldırmadan denize girmeyi hedefledik. Güneş açtı, denize girdik, yağmur yağdı kenara kaçtık, tekrar açtı, tekrar girdik. Bu böyle sürdü :)
Mesela Toprak'ın denizin sıcaklığı karşısında önce alışma aşaması geçirip sonra nasıl da dalgalarla boğuştuğuna görsel bir anlatım:

vee, başlıyoruz..

derken dalgalara ısındı...

ve artık aştı :)
mayo, havlu ve yedek giysi ikmalinin ardından anne de devreye girer, baba üşüdüğü için fotoğrafçı olarak katılmaktadır olaya:

Deniz sonrasında hep birlikte keyif yapıyoruz bir sahil kafeteryasında:


Topak'ın doğum gününü üçüncü kez ama bu sefer gerçek gününde ve bizimkilerle yeniden kutladık. Teyzesi onun için şeftalili bir tart yaptı ancak şeftalilerin sulanması sebebiyle içi pişmeyen tartı, mum üflemenin ardından kesemeyince, tekrar fırına koyduk. Tabi bu duruma Toprak çok üzüldü. Biz de onu daha da mutlu edecek süprizimizi = krem şantiyi önüne koyduk, bakın neler oldu:



Fakat piştikten sonra biz de aynı Toprak gibi yedik enfes tartlarımızı :) çıtır çıtır ve lezzetli mi lezzetli. tadı hala damağımda :))

Gelecek yazıda, mağara gezileri, belek su dünyası ve tanışma eğlencesi yer alacak...
sevgiyle kalınn.

***
Ve gelecek yazı, şimdi:

Dim Mağarası. İnsanı büyüleyen damlataşları ve sarkıtları ile enterasn kıvrımlar ve çıkıntılara sahip, alabildiğine yatayda derinleşen ve sonuna vardığınızda küçük bir yeraltı göleti ile karşılaştığınız eşsiz doğa harikası..
Mağara yüzeylerinden birkaç görüntü
Mağara içindeki dilek çukuru

Damlaya damlaya oluşmuş dikitler ya da genel adıyla damlataşlar

Zorlu etaptan bir görüntü. Toprakla Serhat yüksek merdivenleri tırmanıyorlar. İkinci görüntüde ise geçtiğimiz rota görünüyor, hatta uzakta babamlar görünüyor:
Küçük gölete vardığımızda "Anne ve Çocuk" adı verilen heykelle karşılaşıyor ve o düzlükte fotoğraf çektiriyoruz:


Yine aynı düzlükte yani mağaranın sonlandığı noktada damlaya damlaya oluşmuş ve bir anıtı andıran dikitin önündeyiz Toprak'la:
Ve çıkışta adaçayı ve leblebi keyfi yapıyoruz..

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder